• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

İyotkokusu.com

Hoş geldiniz!

Saat
Site Haritası

BİR TEŞHİSİN ANATOMİSİ

www.iyotkokusu.com/Edebiyat


 

BİR TEŞHİSİN ANATOMİSİ 

Yazan: Murat TEKİNEŞ 
    
                               

 

Tarih: 08/08/1997…Yer: K.d.z Ereğli SSK Hastanesinin morgu ; zemin katta, oldukça dar ve uzunlamasına koridor gibi bir yerdi…

Soğuktu içerisi  ve yerden tavana kadar da fayansla kaplıydı yanılmıyorsam ya da yarısına kadar? Bilemiyorum geçmiş zaman; Tam on bir yıl önceydi ve topu topu üç-beş dakikayı geçmedi zaten içerde kaldığımız süre…Ama dip tarafta çelikten yapılmış yarım küvete benzer, ayaklı metal bir tezgah vardı ve duvardaki musluğun ucunda da bir hortum bağlıydı.Bunları iyi hatırlıyorum...

Ayaklı küvetin hemen yanında duvara iyice yanaştırılmış vaziyette duran , yine çelikten uzunca sedyeye benzer tekerlekli sehpa gibi bir şey vardı.Ya da adı her ne ise işte onun alt bölmesinde yatıyordu? Bembeyaz  bir örtü ile üzeri iyice örtülmüş vaziyette ve sağ tarafının üzerine yatırıldığı için de duvara doğru dönüktü ama yine de ilk gördüğümde hemen anladım orada yatanın babam olduğunu; ne bileyim işte, içime o zaman öyle bir his geldi…

Üzerindeki o bembeyaz örtünün kenarından, kafasının çok az bir bölümü ile saçından bir tutam gözükmekteydi,  çünkü azıcık bir açıklık kalmıştı örtünün o kısmında…Sanki bir an onun kokusu geldi burnuma;  Biraz annem kokan, biraz tütün kokan, metal ve mazot kokan babam biraz da Sedat gibi kokuyordu ama o an bizim gibi, yani Nihat, Ben ve Serdar gibi kokmuyordu? Herhalde uzakta olduğumuzdan silinmiştir üzerinden kokularımız diye düşünürken; Morg görevlisinin hazırsanız açalım mı ? Sorusuyla irkiliverdim birden…

Nihat’a baktım; kafasını hafifçe yana eğdi ve ben de tamam hazırız dedim görevliye. O da hemen eğildi sedyenin altına ve sağ tarafına doğru yatırılmış olan ölüyü, cesedi, mevtayı (bu hitapların hepsi de kullanılabilir orada öylece cansız yatan ve artık yaşamayan bir insan bedeni için) sırtüstüne gelecek şekilde ve gayet saygılıca çevirdi. Çevirirken de yüzünün sol tarafı yani bizden tarafta kalan kısmı açılıverdi…

Yüzü biraz solgunca beyaz renkte ,hafif tebessümlü ve tıpkı uyur gibiydi. İşte bu adam, burada yatan ve de uyuyakalmış olan adam, benim babam diye haykırasım geldi bir an ama yapamadım. Tam şurama boğazıma bir şey takılıp kaldı.O sırada Nihat’ın gözünden yaşlar aktığını gördüm ve kendimi biraz topladım. Tam babamın yüzüne doğru yaklaşıp elimi değdirecektim ki, bu sefer ilkinden daha büyük bir şok yaşadım. Çünkü yüzünün benim daha önce göremediğim diğer tarafı yani sağ yanağı; alnından itibaren çenesine kadar sanki kan oturmuşta kararmış gibi simsiyahtı? Simsiyah…

Morg görevlisi halimi anlamış olmalı ki, bana doğru eğilip usulca şöyle dedi; Abi o yanının üzerine düşmüşte ondan orası öyle…

İşte! O an duyduğum o ses, sanki bir doktorun sağaltıcı kelimeleri gibi geldi bana ve iyileşince bir şey kalmaz orada der gibiydi? Ama kalacaktı işte, hem orada hem de bizim belleklerimizde derin izler kalacaktı ve kardeşim Nihat’la aramızda hep bir sırmış gibi saklayacaktık bu acı hatırayı…

Şimdi düşünüyorum da  annemin iyi ki babamı o haliyle görmesini istememişiz; Babamızı yani hayat arkadaşını o sabah evden çıktığı haliyle hatırlasın istedik. Yoksa annem çok üzülürdü babamı hep öyle hatırladıkça? Hatıralar ne kadar güzel olursa o derece sağlam korunur ve de saklanırlar diye düşünüyorum…Bak, ben hala o soğuk ve fayans kaplı odadaki metal tezgahın altında yattığı haliyle hatırlıyorum babamı?

Evet! O adam benim, bizim babamızdı ve artık ölmüştü!.. Son görev olarak ta onu gerçek yerine, olması gereken yere; kabullensek de kabullenemesek de teslim etmeliydik. Tıpkı onun bizlere karşı yapması gereken görevlerini hakkıyla yerine getirdiği gibi…

Mekanın cennet olsun babacığım… İyi uykular…

06/11/2008  


Yorumlar - Yorum Yaz
Translate
Site Menüsü
Üyelik Girişi
Tatil Gezi Anı köşesi
Takvim