• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

İyotkokusu.com

Hoş geldiniz!

Edebiyat Köşesi
Saat
Hava Durumu
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar32.439832.5698
Euro34.502534.6407
Site Haritası

AHLAKTAN TAHARET

www.iyotkokusu.com

kalbin-ahlakina-edep





 

                                                                               AHLAKTAN  TAHARET  

 

   Öncelikle konumuz taharet (temizlik) ise tamamıyle yani baştan ayağa temizlenmeliyiz, arınmalıyız. Öyle değil mi? Neydi bizim taharet önceliklerimiz sırası ile;

 1-Hadesten taharet: Bu arınma şekli çok önemlidir. Şöyle ki; ibadetlerden veya önemli işlerden, hayati kararlardan önce kafamızda ki, beynimizin içinde ki, tüm hastalıklı düşünceler den, kuruntu (vesveselerden) ruhumuzu arındırmak temizlemek ve iç huzuruna kavuşmak, kısaca vicdanen de tertemiz ve rahat olmaktır. Sizce de öyle değil mi? Bakın ne güzel anlaşıyoruz çünkü aklın yolu birmiş. Bu arınmayı, içsel temizliği yapamazsak eğer ne ibadet esnasında Tanrı’ya güzel bir şekilde odaklanabiliriz ne de sağlıklı bir şekilde akılcı kararlar verebiliriz. İslam Alimleri bu konuya şöyle bir açıklık getirmişler;   

 Boy abdesti (gusül) alındığında, tüm beden yıkandığı zaman suyla beraber birikmiş negatif enerji toprağa verilir ve insan manevi kirlilik halinden arınmış olur. Böylece ibadetini yapması mümkün hale gelirmiş. Bunun üstüne birde namaz abdesti alınırsa hepten arındın gitti. Neyse şimdilik konumuza devam edelim ilerleyen satırlarda biraz daha açacağız bu manevi arınma durumu…

 2-Necasetten taharet: Bu ikinci temizlik şekli de daha çok somut, rahatsızlık verici (koku ve pis görüntü vb.gibi) yani üstümüze başımıza bedenimize bulaşan pisliklerden arınmak, temizlenmektir.  Bu temizlik kolaydır çünkü görünen, algılanan pislikler olduğu için kolay diyorum. Elini ayağını yıkarsın olmadı kıyafetini değiştiriverirsin olur biter! Namaz kılacağın yani alnını secdeye koyacağın yere de olmadı bir mendil veya peçete serersin, Allah’ın selameti üstüne! Alimlerin de gönlü olmuş olur böylelikle değil mi? İster evet öyledir deyin, isterse günaha girme deyin ama bu temizlik konusu benim için kapanmadı ve de yeterli değil!

 Ben birde üçüncü bir temizlik şekli öneriyorum sizlere (özellikle de genç insanlara) bu temizlik diğerlerinin üzerine insanları daha bir pir-ü pak yapar. Bakın diğerlerine beş basar on basar gibi basit ve klişe kelimeler kullanmıyorum çünkü onlar özellikle ibadetin olmazsa olmazı olduğu için öyle bir saygısızlık yapmıyorum. Ama naçizane üçüncü temizlik şeklini de önermeden geçemiycem kimse kusura kalmasın çünkü bu konuda çok geç bile kalındı …

 3-Ahlaktan taharet: Evet aynen duyduğunuz gibi yazılıyor ve söyleniyor toplum içinde de ama uygulamaya gelince fos! Bu temizlik şekli, ahlaklı olma hali yani ahlaki arınma durumudur. Hani hep bahsederiz de bi türlü uygulayamayız ya işte o özellik.  Peygamber efendimizin ve çoğu sahabenin de sahip olduğu, bizim de özendiğimiz güzel ahlak sahibi olma halidir.

 Ben isterseniz konuyu biraz daha vahim yani girift duruma sokayım, istemez misiniz? Olsun, ben yine de gireceğim o dikenli koruya, neticede ölüm yok ya ucunda; bu ahlaken tahareti başarabildiğiniz takdirde yukarıda bahsi geçen diğer iki temizliği, arınma halini de otomatik olarak yapmış sayılıyorsunuz. Nasıl mı? Şöyle oluyor;  ahlaken zenginliğe ulaştığınız zaman yani tam ve güzel ahlak sahibi olduğunuz da; zaten kafanızın, beyninizin içinde, ruhunuzun derinliklerinde, kuyu kazma, fesatlık, vesvese, hüsn-ü kuruntu, kötü ve art niyetli düşünceden eser kalmayacaktır.

 Kalmayacak diyorum çünkü ahlak bunların hiç birini içinde barındırmayan, yaşamasına imkan tanımayan bir olgu teknesi ve büyük bir kazanımdır. Lakin bunu yapmanın, yaygınlaştırmanın tek yolu çocukluktan, çok küçük yaşlarda alınacak eğitim ve terbiyeden (adab-ı muaşeret) geçmektedir? Yani bu eğitimi sonradan alırız, sahip oluruz gibi bir seçeneğiniz, lüksünüz yok. Öyleyse burada önce aile büyüklerine sonra da öğretmenlere, kurs gibi yerlerde de (kur’an öğretme adı altında açılmış ama badem (şeker) leme olmayan, gaz alınmayan yerler) eğitmen ve hocalara büyük sorumluluk, vazife düşüyor.

 Bu minval üzerine eğitim ve terbiye alan bir çocuk; Zaten ahlaken taharet almış bir birey olarak yetişecektir. Aynı zamanda kafası, tamamen insanlığa yapacağı, iyilik, doğruluk, kolaylık, doğaya saygı, büyüğe saygı, küçüğünü sevme gibi yerine getireceği  her türlü görev ve   ödevle dolu olacak hatta en önemlisi okuyacak, araştıracak, sorgulayacaktır! Bununla beraber böyle yetişmiş bir insan sizce üzerinde başında herhangi bir necasete, kötü görüntüye, kokuya, oturup kalkacağı yerde ki pisliğe ve kire izin verir mi? Tabi ki vermez. Çünkü bu insan öncelikle diğer insanlara rahatsızlık vermek istemeyecektir! Ez-cümle bu insan aynı zamanda ibadet edeceği yerde aynı amaçla bulunan diğer insanlara ve özellikle de ibadet edeceği makama karşı saygısızlık olacağını düşüneceğinden tabi ki hiçbir rahatsızlık veremez. Böyle bir düşünce aklının ucundan dahi geçmeyecektir!

 Yani ahlaktan taharet (temiz ahlaklılık) manevi temizliğin de (bahsi geçen gusül abdesti) ötesinde, hepsini içinde barındıran ve artı olarak içine sevgiyi ve saygıyı da alan bir iç beden temizliği, manevi bir arınma biçimidir. Yani gençlerin anlayacağı dille söylersek: Pure and soft… Relaxing!

 İşte! Ahlaken zenginliğe ulaşamadığınız takdirde; ahlak yoksulu, ahlaken fakir ve dolayısıyla da Alimlerin gözünde ahlaksız olup çıkıyorsunuz! Sanki onların görevi değilmiş gibi? Dolayısıyla bahsi geçen ilk iki taharet şekli yani Hades’ten taharet (manevi kirlilik hali) ve Necaset’ten taharet (görünen  pislik, kir, kötü koku vb hali) göstermelik olarak bu temizlikleri ne kadar yaparsanız yapın bahsettiğimiz üçüncü temizliği yani Ahlak’tan tahareti (iyilik, doğruluk ve türevlerini içeren kazanımlar) işte bunu yapmadıktan sonra diğer yapacaklarınız nafile ibadetten öteye geçemez. Üstelik ibadetlerinize de riya (iki yüzlülük) karıştırmış olursunuz. Yok yere de riyakar olursunuz! Böyle insanlarında ne Rabbine saygısı vardır ne de dinine? Böylelerinden diğer insanlara ve canlılara, doğaya da saygı beklenmez ….

 Şimdi yeni bir başlık açalım ve konumuza devam edelim.

Ahlak-Din ilişkisi:

 Kısa ve öz olarak, bir insan ya ahlaklıdır ya da ahlaksız! Din açısından bakıldığında da aynıdır durum bir insan ya inançlıdır (dindar) ya da inançsız (dinsiz)… Ortası yoktur. Bunun ortası kaçak dövüştür? Yok efendim, bazen namazını kılar da, cumalara, bayram namazlarına mutlaka gider ama orucunu her gün tutmaya çalışır da, işte efendim arkadaş Müslüman da iltimas geçelim de falan filan olmaz böylesi ciddi işlerde! Peki o zaman ahlak neresinde kaldı bunun, yok değil mi? Olmaz tabii niye olmayacağını da söyleyeyim size; Çünkü toplum olarak birinci kriterimiz din olduğu için olmaz. Çünkü din çok geniş bir saha ve burda istediğin gibi at koşturabilirsin? Bu coğrafyanın en yumuşak karnı; Allah korkusu ve kadercilik sopasıdır! Bu ikisini eksik etme milletin sırtından, senin de sırtın yere gelmez ve istediğin gibi yönetirsin bu ferasetli mahlukatı! Burada bir kitap önerisi yapmak istiyorum; Yaşar KEMAL- FİLLER SULTANI İLE KIRMIZI SAKALLI TOPAL KARINCA…

 Mesela bence; Halkının Yüzde doksan dokuzu Müslüman olan bir ülkede özellikle Ramazan ayı’nın , maddi olarak diğer aylara oranla refah seviyesi daha yüksek olmalıdır. Fırsatlar ayı olmamalıdır. Keza dini bayramlar da aynısı, emekli kesim-çalışan kesim ikramiye alır, erken maaş alır. Piyasa, özellikle de takip ederim dindar gözüken esnaf cebini, kesesini olmadı küpünü doldurmak için fırsat kapısı olarak görür böylesi maneviyatı yüksek zamanları? Şahsen 57 senedir nefes alıyorum bu coğrafya da, çocukluğumda da aynıydı durum, büyüdüm, çalıştım, bir aile, yuva kurdum yine değişmedi. Emekli oldum, ulan ölcem gitcem yine aynı,  gram değişiklik olmadı. Mübarek Ramazan biter. Dini Bayramlar gelir-geçer. Halk biraz nefes alır! Ahlak aynı ahlak ama dindarlık hep bir adım önde?

 Dediğimiz gibi bir insan ya ahlaklıdır! Ya da ahlaksız! Bir insanın ahlaklı veya ahlaksız olması durumu her şeye yansır. Toplum ilişkilerinden tutun da, aile, eğitim, arkadaşlık, din, iletişim yani adımını attığın elini sürdüğün her şeye yansır. Özellikle de aile ilişkileri ve eğitime, neden? Çünkü çocuk yetiştireceksin ve çocuk seni rol model alacak. Ya adam olacak! Ya da zübük!

 Adam çok ahlaklıdır ama dindar değildir. Olması da gerekmiyor zaten ama ahlaksız olup ta dindar görünenler var hem de hatırı sayılır çoğunlukta. Hani fırsatçılık dedik ya işte adam ahlaksız ise her türlü fırsatçılığı yapar kardeşim. Mesela; Bir yerde sıra veya kuyruk var diyelim onun en önlerine girmeye kaynamaya kalkar. Hem de gözünün içine baka baka yüzsüzce yapar bunu, ya da toplu taşıma da metro, otobüs vb daha içerdekiler inmeden binmeye kalkar, karmaşa tıkanıklık yaratır. Ya da ne bileyim trafikte yapar aynı fırsatçılığı, emniyet şeridini ihlal eder mesela, kırmızı ışıkta geçmeye kalkar yaya ya yol vermez al sana trafik terörü. Ahlaksızlıkla baş edemezsin onun içinde bulunduğu her işin yolun sonu kaosa çıkar.

 Naçizane burada da bir kitap önerisi yamak istiyorum; Jose SARAMAGO- KÖRLÜK…

 Bu işin kökten çözümü mü? Basit aslında; Görev, öğretim ve eğitim işi ile uğraşanlara birde imamlarla, kuran kursu hocalarına düşüyor. Tabi önce bunların eğitilmesi gerekiyor. Sonra onlar eğitecek çocuklarımızı ev, anaokulu, ilkokul’dan başlayarak görsel ve işitsel aynı zamanda uygulamalı olarak devam edip (yukarda saydığımız tüm alanlarda) ahlaklı bir yaşama hazırlayacağız çocuklarımızı! Çare bu, başka yolu yok! Sıfırdan başlayacağız…

 Mili eğitim de müfredat hazırlayanlar şunu bilmeliler ki; Ne demek din dersi zorunlu coğrafya dersi isteğe bağlı. Müfredat mı yapıyorsun, şartlandırma mı yapıyorsun kardeşim? Diyelim ki çocuk din dersini zorunlu olarak aldı. Coğrafya dersi de isteğe bağlı ya, girmedi diyelim o derse? Sonra olacak bu ya, çok büyük iki deprem oldu ülkede? Büyük bir olasılıkla sebebi erozyon olan çok büyük bir sel felaketi de meydana geldi ülkemizde? Çocuk yeryüzü şekillerini tanımayacak ki, ülkeni hangi bölgesinden fay hattı geçiyor bilemeyecek ki? Hatta erozyonun büyük ölçüde ağaç kesiminden, ormanların yok edilmesinden kaynaklandığını da yüksek olasılıkla bilemeyecek. Oldu mu bu şimdi? Olmadı tabi ve de bana göre çocuk şartlandırıldı! Kuvvetle muhtemeldir kaderciliğe şartlandırıldı? onun içindir ki, iş eğitim ve öğretim olunca çok iyi ve sağlam kafayla düşünüp kılı kırk yarmak gerekir!..

 Bir başlık daha açalım konunun tam anlaşılabilmesi için iyi olacaktır.

 Ahlak- Eğitim ilişkisi:

 Milli Eğitimin içinde İlk Öğretim Müfettişliği var ki; Eğitimde bu görev çok önemli bir merhaledir. Dolayısıyla çok küçük yaşlarda ki eğitime büyük önem ve özen gösterilmesi lazım gelir. Çünkü; Bu yaşlarda daha dimağları tazecik fidan olan çocuklar bir ömür boyunca beyinlerinde, kalplerinde ve ruhlarında taşıyacakları bu ağır ahlak ve vicdan yüküne kademe kademe alıştırılmaları gerekir ki, bu yükü taşımak zul gelmesin ve bıkmasınlar! Ayrıca bu yükü taşımak onlar için bir onur ve gurur vesilesi olsun!

 İşte, eğitim ve öğretim adına şarlatanlık yapanlara, şirk cambazlarına göz açtırmaması lazım İlk Öğretim Müfettişlerinin değil mi? Hatta gerekirse hem öğretmenliğini hem de Müdürlüğünü yakacak adamın!..

 Eğitim alanında final işi Milli Eğitim Bakanına düşüyor; Gerekli Kanunların çıkması, önemli kararların sağduyu ile alınması, kurullara başkanlık yapma, dikkatlice dinlemek kısaca olayın özünü kavrama yani icraat! Ondan sonra adın yazılsın mücevher taşa değil mi?

 Öğretmenlere özellikle bu kitapları tavsiye ederim;

  1-ORTAKLAR İLKÖĞRETMEN OKULU (KÖY ENSTİTÜSÜNDEN YANSIMALARLA) -Ahmet NURİ DOĞAN-     Mustafa ÖZMEN 

  2- ESKİ BİR ÖĞRETMENİN ANILARI- Süleyman EDİP BALKIR

  3-BİZİM KÖY-Mahmut MAKAL

 

 Ama özellikle öğretmenler ve Müfettişlerle birlikte, din adamlarına da büyük görev düşüyor? Neden derseniz; Çünkü bizde bu coğrafya da, bu kültürde ahlak hep din ile ilişkilendirildiği için diyebilirim. Dindar gözüken bir insan illa ki ahlaklıdır gibi bir algı var toplumda. Ya da tam tersi ahlaklı olan bir insan mutlaka dindar olmalıdır gibi? Önce bu paradoksu düzeltmek gerekiyor. Bunu öğretebilirsek yeter! Sahi unutmadan söyleyeyim, bir de okuma alışkanlığı kazandırabilirlerse bu sorumlu arkadaşlar, işte o zaman balından yenmez! Kim bilir belki Finlandiya gibi 5 kere üst üste dünyanın en mutlu ülkesi bile seçilebiliriz. Neden olmasın isteyelim yeterki!

 Çünkü beğenmediğimiz, gavur dediğimiz, dinsiz dediğimiz ve Taharetsizlikle suçladığımız çoğu Avrupa  ve İskandinav ülkesi, Japonya ve Malezya gibi bazı uzak doğu ülkeleri bu işin önüne böyle geçmişler. Yani bırakacağız ilgili kurumlar işlerini yapacaklar. Hem de maliyeti ne olursa olsun? Nerelere ne harcamalar yapmıyoruz ki devlet olarak, eğitime de yapalım artık değil mi? Köy Enstitüleri zamanında bu ülkelerin hepsinden önde iken şimdi geldiğimiz noktaya bakın? Ne yapalım kaderimse çekerim demeyip, neresinden dönersek kardır diyeceğiz ve yolumuza kaldığımız yerden devam edeceğiz!

Naçizane konuyla ilgili olduğunu düşündüğüm için, iki kitap önerisi yapmak isterim; 1-Sadık HİDAYET- HACI AGA…

2- Fakir BAYKURT- KAPLUMBAĞALAR…

 Ahlak sınırları ihlal edilmeyeydi de o inşaat mühendisleri, mimarlar, müteahhitler, belediye başkanları, imar sorumluları, Çevre ve Şehircilik Bakanı, bakmayanı hepsi işlerini hakkı ile ahlaklı olarak yapsalardı. Şu son yaşadığımız 7,7 ve 7,6 şiddetinde ki depremlerde onca bina, mesken, konut, ev, sıcak yuva, aile apartmanları yıkılmasaydı. İnsanlar ölmeseydi. Aileler dağılmasaydı. İyi olmaz mıydı? İşte, liyakatsiz bir şekilde ahlak sınırını ihlal etmenin faturası maalesef böyle yüksek oluyor…

Yazdıklarımı kesinlikle nasihat değil aksine sizlerle hoşça yapılmış bir hasbihal kabul edin… Sürç-i lisan ettiysem eğer affola efendim…

Naçizane, ahlak sınırları içinde ve de esen kalınız…

İyi okumalar dilerim efendim…

 

Murat TEKİNEŞ

20/03/2023

 

 


Yorumlar - Yorum Yaz