• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

İyotkokusu.com

Hoş geldiniz!

Saat
Site Haritası

KOKU





Kitap Anlatımı - Koku



 patric-suscind-matematikkafe


Kitap adı: KOKU
Yazarı: Patrick SÜSKİND
Hazırlayan: Murat Tekineş
 
Orijinal adı: Parfume (parfüm) koku…Kokuların gizemli dünyasına hoş geldiniz...

Olay 18.Yüzyılda Fransa da geçiyor. Kitabın kahramanı Jean Babtiste Grenouille tam bir duygu fakiri ve de insana ait tüm haz ve doyumların çok çok gerisinde kalmış bir cani aynı zamanda…O zamanın Paris'in de leş kokulu balık pazarında,  ayıklama tezgahlarının altında utanç ve gizlilik içinde doğurularak, leş atık kovasında ağlarken başlayan yazgıya başkaldırı ama doğru hamle ile başlamadığı için sonu iyi bitmeyen bir hayat ve hırs hikayesi!

Kendi vücut kokusunun olmadığını anladıktan sonra giriştiği işler ve sergilediği (koku üretmek adına) dahiyane buluşlar? Patrick Süskind bize öyle bir trajik hikaye anlatmış ki; etkilenmemek, korkmamak, büyülenmemek, acımamak, sevmemek hatta okşamayı istememek elde değil..
İnsanın kokularla neler yapabileceğinin hayalsi valsi…Yazarın burada anlatmak istediği durum;
Doğal olanla insan ürünü (yapay) olanın yani orijinal ile taklit edilenin ve de taklitin içine fazladan eklenen hırsın, ele geçirme duygusunun hem mükafatı hem de cezasının nasıl verildiğidir bence…

Bir nevi hayat hırsızlığıdır yapılan ve o yaşamı içselleştirerek eritmek, toplum potasında bireysellik kalıbına dökerek yer edinme çabasıdır. Annesiz babasız ve eğitimsiz büyümüş bir çocuğun geleceği son noktadır aynı zamanda?

Belki eğitimli olsaydı kahramanımız Jean babtiste grenouille bu özel yeteneğini (koku hassasiyeti ve koku üretme dahiliği) daha iyi daha ahlaki yönde kullanabilseydi eğer hem çok ünlü ve saygın hem de çok zengin bir insan olabilirdi? Doz ayarı çok önemli çünkü… İstenç azdırılmamalı?

Sadece çok özel yetenekleriniz kafi gelmez eğitim zırhı da gerekir. Aksi takdirde hırsınız sizi bir canavar haline dönüştürebilir!

KİTAPTAN BİR ALINTI: 

Grenouille, revaklardan çıkıp da aralarına karıştığında önce varlığının hiç farkına bile varmadılar. Elini kolunu sallaya sallaya, içlerinden biriymiş gibi ateşe yaklaşabildi ki, sonradan bu onun ruh, melek ya da doğaüstü herhangi başka bir şey olduğu kanısını güçlendirecekti. Öyle ya, aslında son derece büyük bir duyarlılıkla tepki gösterirlerdi bir yabancının yaklaşmasına. Ama mavi elbiseli küçük adam ansızın belirivermişti, yerden bitmiş gibi, elinde, tıpasını açtığı bir şişecikle.

Hatırlayabildikleri ilk şey buydu; Karşılarında biri dikilip bir şişeciğin tıpasını açmış, sonra bu şişeciğin içindekini üstüne başına dökmüş,  birdenbire her yanını ışıl ışıl ateş sarmış gibi bir güzellik kaplayıvermişti. Bir an için saygıdan, katıksız şaşkınlıktan geri çekildiler. Ama aynı anda, bu geri çekilmenin daha çok bir tür kuvvet alma olduğunu, saygılarının isteğe, şaşkınlıklarının hayranlığa dönüştüğünü de anlamışlardı. Bu melek-insana doğru çekildiklerini hissediyorlardı. Bu karşı koymayı istememek, istencin ta kendisiydi: ona ulaşmalı diyordu istenç.

İşte; Ailesizlik, aidiyet isteği, eğitimsizlik ve kaçınılmaz son, kimlik bunalımı!..

Kokular üzerine yazılmış bir destan, önemli bir külliyat …

İyi okumalar… Sevgi dileklerimle…
 
Murat TEKİNEŞ
15/01/2016

Yorumlar - Yorum Yaz
Translate
Site Menüsü
Üyelik Girişi
Tatil Gezi Anı köşesi
Takvim