Biz azdık...azdık! Ama öyle böyle değil,fena azdık! Biz diyorum çünkü kendimi de katıyorum işin içine yani öz eleştiri yaparak ve de tüm insanlığı genelliyorum bu tamah ve azgınlık çerçevesinin içinde?..
Her yönden her açıdan azmıştık biz. Ne yapılırsa yapılsın bize hem revadır hemde müstehaktır. Bunu şu sebepten ötürü söylüyorum; Öncelikle ilk emirden başlayarak ele alalım durumumuzu? Neydi ilk emir! Hatırlayalım oku! idi değil mi? Hatırlayalım diyorum çünkü biz pek hatırlamayı ve ders çıkarmayı sevmiyoruz yaptıklarımızdan. Yine kendi tabirimizle balık hafızalıyız ve çabuk unutuyoruz biz belki de işimize öyle geldiği içindir ne bileyim?
Hem bu sadece benim düşüncem değil modern zaman insanının topyekün kendisine koyduğu genel hastalık tanısı ve de ağır hasar/durum tespitidir aynı zamanda?... Şunu demek istiyorum kısacası; okuma tembelliği ve kolaycılık hastalığı... Oku! emri aslında biraz rica kalıbı üzerine kurulmuş ama vermek istediği etki düşünüldüğünde emir kipi ile yazdırılmış bir cümledir yani yaratıcının kelamı ile ''Ayet'' tir.
Mesela;biz olsaydık nasıl kurardık bu sözcük dizisini ve kelime sıralamasını? Hatırlayın bakalım son seyrettiğiniz TV dizilerini ya da gazetelerde okuduğunuz üçüncü sayfa haberlerini , savaş edebiyatını diyeceğim ama hem okumuyorsunuz hemde dün yediğinizi hatırlamıyorsunuz ki ,bunu nasıl hatırlayacaksınız? Belki söylediklerim acı ama ne yazık ki gerçekler acıdır?..
Ben göstereyim hemen bu kelime dizilimini nasıl kurabileceğinizi;
1-Oku diyorum sana yoksa kafana sıkarım! 2-Çabuk oku yoksa yediririm o kitabı sana! 3-Oku yoksa o kitapta yazılan her harfi tek tek kazırım vücuduna! 4-Oku ya da öl ! Seçim senindir? v.b daha onlarca yüzlerce çoğaltabiliriz bu merdivenaltı edebiyat üretim örneklerini değil mi? Sanki cılız da olsa evet öyle dediğinizi duyar gibiyim ve bu beni bir parça da olsa mutlu ediyor.
İşte göstermek istediğim buydu; böylesi düşük cümle yapısındaki kelime dizilimini ancak bizim gibi (maddiyat karşısında acizleşebilen) sözde eğitimli yaratıklar yapar? Hele birde bu oyuncu robotların yukardaki devrik cümleleri yöre ağzı ile söylemeye çalışmaları, hepten kepazelik! Yani bizim gibi eğitimi silahların,gücün ve ölümün gölgesinde bırakanlar yapar? Bizim gibi hırsa,kibire ve tamah'a yenik düşenler yapar? Yapar diyorum çünkü öyle;
Açalım bu konuyu biraz , TV film ve dizilerinin (özellikle diziler) senaryo yazım şekilleri ve bölümlerin çekim aşamalarına bir bakın ne dediğimi anlayacaksınız. Allah için tüm bu yapımların içinde gençlere ahlaki olarak örnek olacak,okumaya,düşünmeye, sorgulamaya ve paylaşmaya yönlendiren kaç TV dizisi var? Yok denecek kadar az öyle değil mi? Bence neredeyse hiç yok zaten...
Bakın çekimlere ya bir töre türküsü veya ağıt'ı tutturuyorlar oyuncuların ağızlarına ya da bir namus faturası veriyorlar ellerine al ödettir diye! Ya da daha değişik bir entrika yazım tekniği olarak; o şirket senin değil benim hakkımdı. Babamızın mirasından ben daha fazla pay almalıydım. Karımı hizmetçiyle aldatmış olabilirim ama onu hala çok seviyorum ve çok kıskanıyorum. Ya da daha farklı bir tehdit; ya benimsin ya kara toprağın! v.b gibi gibi gibi... Entrikalarının senaryoları ezberlettiriliyor adına oyuncu denilen insan robotlara!
Ama neredeyse hiç birinde, al filan yazarın şu kitabını oku çok güzel yazmış diye tavsiye veren bir tane oyuncu robot yok? Ama git ailemizin namusunu temizle diye çocuğunun eline silah veren anne veya baba var! Ama ellerine birer kitap alıp ailece okuma saati yapılan bir sahne yok? Gençler grup olarak disko ya da barlarda buluşup içki,yasaklı madde kullanacaklarına niye bir kere olsun kütüphanede ya da pastane de toplanıp sütlaç,süpangle yiyip limonata,gazoz içip güle oynaya muhabbet etmiyorlar? Ya da ne bileyim yıldızların altında sevişmek ah ne hoştur şarkısını söyletin, veya hayat bayram olsa şarkısı da olur? ne kaybedersiniz ki, para mı bulamıyorsunuz? Bu boktan yapımlara nerden para buluyorsunuz, demek ki istersen buluyorsun ve nereye, ne için harcayacağını bileceksin değil mi yönetmen abiler, yapımcıları ikna etmek size düşüyor bana değil? Yani diyeceğim o ki sizlerde okumayı bıraktınız, okumuyor sunuz!
Bir tane kitabın reklamı yapılmıyor ama neredeyse bir silahın markası okunacak kadar ağır çekimde ateşlenirken gösteriliyor? ya da aile meclisi (aşiret) masa başında toplanıp öcümüzü kim alacak diye kura çekiyorlar? da dediğim gibi bir kitabın içinde ki paragrafın veya bir sözün , anlatımın açıklaması,tartışması yapılmıyor? Acaba başka kaygılar mı var işin içinde diye düşünmeden edemiyorum...
Sizce neden yapılmıyor olabilir. İşte ''FAHRENHEİT 451'' veya ''BİN DOKUZ YÜZ SEKSEN DÖRT'' isimli kitapları ya da ''CESUR YENİ DÜNYA'' , ''FİLLER SULTANI İLE KIRMIZI SAKALLI TOPAL KARINCA'' isimli kitapları okusaydınız hemen cevap verecektiniz.
Böyle dayatıldı bize, öğretmenlerimiz hiç kitap tavsiyesinde bulunmadılar ve bize doktrin halinde verilen hazır fikirlerin üzerine yattık. En önemlisi tembellik dayatıldı bize diyecektiniz. Ya da ''Hermann HESSE'nin BONCUK OYUNU'' isimli kitabını okusaydınız; entellektüeller tarafından cahillik körüklendi beyinlerimize, eğitimli gelecek yerine cehalet çağının kapıları gösterildi bize diyecektiniz!
Neden yapılmıyor kitap reklamı veya anlatımı üzerinde tartışmalar biliyormu sunuz? Şöyle ki; öncelikle kitaplar silahlardan çok daha tehlikeli olduğu için, bunu da hemen açıklayayım; Silahla bir kerede bir,iki,üç..beş, bilemedin on en fazla on dört kişiyi öldürebilir veya yaralarsın. Ama bir kitapla yeri geldiğinde koca bir neslin kafasının içindeki ezberi bozdurur,çürümüş hurafeleri ve bidatları söker yerlerine yeni fikir tohumları ekersin. Yani okuyan,sorgulayan,farkına varan nesil yaratırsın! Hemde yaşatırsın...yaşatmış olursun!
Şunu demek istiyorum kısacası; bir taşla iki kuş vurmuş olursun. Yani hem Allahın oku! emrini yerine getirmiş olursun hemde öldürmeyeceksin! emrine muhalefet etmemiş olursun...
Aslında tüm bunların suçlusu kim biliyor musunuz? Bu ağır misyonun hamalları kim? Tabi ki Öğretmenler! Evet öğretmenler hiç kızmasınlar bana çünkü öyle! Bu öğretmenler; Korktular ve hiçbir şey yapmadılar. Madem elini taşın altına koymayacaktın bu okutmak,öğretmek görevine (mesleğine) niye talip oldun? Diye sorarlar. Ne birlik var aralarında ne beraberlik. Düşmüşler paranın gücün derdine, yok o sendika yok efendim bu sendika? Ulan sendikanız varda ne yaptı.Zaten sendikalarla bölmediler mi gücünüzü. Hepten bağladılar elinizi kolunuzu sarı bezle!
Oysa bakın köy enstitüleri dönemindeki öğretmenlere, birliklere, idealist derneklere ve sendikalara? okuyun ki öğrenin o dönemde nasıl birlik olmuşlar, gazete ve dergi çıkartmışlar, sendikal haklarını nasıl savunup almışlar. İşte öğretmenlik böyle bir meslek; öğretmen! Sen benim gibi çalışamazsın, öğretebilmek için okul okul gezip sürgün de edilebilirsin hatta gerekirse hapsi göze alacaksın,emekliliği düşünemezsin bile çünkü senin çalışman ibadet!
Yani hülasa; Pervanenin yaptığını yapacaksın öğretmen! Eğitimin kaynağı bilgi ateşinin cazibesine bırakacaksın kendini ve gerekirse yanacaksın bu uğurda! O sarı madenin ışıltısına kapılmayacaksın? aralarında ki fark şudur; birinde yana yana kül olursun! Diğerinde ise yok olursun! Seçim senin öğretmen! Yok olmak mı istersin, yeniden küllerinden doğmak mı?..
Sağlıkla , dayanışma içinde ve eğitimle kalın...Naçizane